Bilgi çağında olmamızın da etkisiyle bir taraftan olanca hızıyla bilgi üretilmekte bir taraftan da özellikle medya aracılığıyla bu bilgiler bize ulaşmakta. Hayatımızı kolaylaştıran ve renklendiren bu durum bazen de zihnimizi bir çöplüğe dönüştürme potansiyeli taşıyor.
Hangi medya gerçekten doğru, dürüst, gerçek haberler sunmakta; hangi medya bizi manipüle ediyor, bizi kullanıyor veya bize kendi yanlış ideoloji ve önyargılarını aşılıyor? Hangi medya iletileri, iç ve dış yönden gelişmemize katkı sağlarken; hangileri değerlerimizi buharlaştırıyor, kültürümüzü ve yaşam biçimimizi bozuyor? Hangi bilgiler ile iyiye, güzele ve faydalı olana yönleniyorken; hangileri bizi ilerde pişman olacağımız eylemlere taşıyor? Zihnimize, bilinçaltımıza, algılarımıza yeterince hakim miyiz; yoksa medyanın düşüncelerini kendi fikirlerimiz gibi sahiplenir hale mi geldik?
Yazılı, görsel, internet vs. medyadan gelen iletilerin etkileri hakkında bu soruları artırmak mümkün.
Medyayı olağan, sıradan, istemsiz, sistemsiz ve yüzeysel bir şekilde takip ettiğimizde medyanın bizi kötü yönde etkilemesinin önüne geçmek mümkün değil. Medyanın faydalı yönlerinden faydalanabilmek/değerlendirebilmek ve zararlı yönlerinden korunabilmek için medyayı bilinçli, sistemli ve eleştirel bir yaklaşımla yani kritik ve analitik düşünme yöntemi ile takip etmeliyiz.
1- BAKIŞ AÇISI ve ÖNYARGILAR
Bakış açımızı ve buna bağlı olarak algılarımızı etkileyen pek çok faktör vardır. Hayata hangi pencereden baktığımız, hangi şeyleri öncelikli tuttuğumuz, aldığımız eğitim, edindiğimiz önyargılar, savunduğumuz ideoloji, kültürümüz, değerlerimiz ve beklentilerimiz gibi pek çok faktör bakış açımızı belirler. Hayata farklı önceliklerle ve farklı pencerelerden bakan insanlar aynı olayı farklı farklı yorumlayabilirler. Bu durum medya kuruluşları için de geçerlidir. Sonuçta medya kuruluşlarını yönetenlerin de insanlar olduğunu düşünürsek medyayı daha iyi anlayabilmek adına medyanın olaylara yaklaşımını insanların yaklaşımına benzetebiliriz.
Bir olayın patron açısından anlamı ile işçi açısından anlamı farklı olabilir, bir olayın dindar bir insan tarafından yorumlanması ile ateist bir insan tarafından yorumlanması farklı olabilir, zengin ile fakir, öğretmen ile öğrenci, anne-baba ile çocuk olaylara farklı pencerelerden bakar, farklı yönlerden yaklaşırlar. Bu anlamda olaylara farklı farklı bakmamızda sosyal statünün önemli bir etken olduğunu görürüz. Çünkü sosyal hak ve sorumluluklarımız, ödevlerimiz, ihtiyaç ve beklentilerimiz farklı farklıdır..
Farklı bakış açılarına sahip olmamızı sağlayan bir etken de çıkarlarımızdır. Örneğin hükümet yanlısı ve hükümet yanlılarından menfaatlenen bir medyanın/kişinin hükümetin bir icraatı hakkında algıladıkları ile hükümet karşıtı olan ve hükümet karşıtlarından menfaatlenen medyanın/kişinin algıladıkları çok farklı olacaktır. Çünkü çıkarları bakış açılarını etkilemiştir..
Bakış açımızdaki farklılıklarla ilgili olarak öncelikler ve ideolojiler de önemli bir yer tutar. Örneğin feminist bir yaklaşımda kadın ve kadın hakları öncelikli iken, kapitalist bir yaklaşımda para önceliklidir. Aynı olaya bakan feminist bir kişi, bayanlara neden erkeklerden daha farklı davranıldığı kısmına odaklanabilirken, kapitalist bir kişi ise daha çok olayın parasal boyutunu öncelikli tutan yorumlar yapabilir.
Toplumsal öğrenilmişlik de bakış açımızda değişikliklere sebep olur. Örneğin normları, değerleri, etik ve ahlakı öncelikli tutan toplumdaki bir kişi ile paranın, başarının, performans ve kalitenin ahlaktan daha önde tutulduğu toplumdaki/ortamdaki bir kişinin yaklaşımı farklıdır. “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin” benzeri söylemler bu kapsamda hatırlanabilir. Modern yaklaşımla, geleneksel yaklaşım arasında bu anlamda çeşitli farklılıklar vardır.
Tabii en önemli farklılık nedenlerimizden birisi de önyargılardır.. Nasıl ki küçük bir bebek yılandan korkmazken yılan hakkında herhangi bir yargısı yokken ailesinin tepkilerini izliyor ve korkması gerektiğini öğreniyorsa, her birey içinde yaşadığı çevre tarafından yıllar geçtikçe nelerden korkması gerektiği, nelerin iyi nelerin kötü olduğu konusunda önyargılar ile dolar. Örneğin A ideolojisine sahip anne babadan A ideolojisine sahip bir birey yetişirken bir yandan da B ideolojisinden korkutularak büyütülür. Aynı ideolojideki ailesi, arkadaşları ve özellikle de aynı ideolojideki medyanın yayınlarıyla önyargısı artarak devam eder. Ve o kişi karşı taraf doğruyu söylese, doğruyu yapsa bile önyargısının etkisiyle sağlıklı değerlendiremeyecek ve yaptığı/söylediği şeyleri yanlış olarak görecek veya yanlış olarak görmeye meyilli olacaktır. Medyaya yaklaşımımız da böyledir. Bazı gazeteleri sahiplenir her dediklerini doğru zanneder, bazılarını ise dışlar ve her dediklerini yanlış zannederiz. Hal böyle iken gerçekten doğru olanı nasıl bulacağız? Sevmediğimiz, nefret ettiğimiz birisinin, korktuğumuz uzak durduğumuz ideolojideki medyanın/kişilerin de doğruyu söyleyebileceğini aklımızdan çıkarmamalı, önyargı engellerimizden soyutlanarak her durumda sağlıklı değerlendirebilen bireyler olmak için gayret etmeliyiz.

Medya bir nevi ayna gibi işlev görmektedir. Ulaşamadığımız kişilere, fikirlere, olaylara ulaşabilmek için medyanın aynasına bakarız. Medyanın aynası ne kadar temizse biz de olup bitenleri o kadar doğru görebiliriz. Medyanın aynası önyargılarla, yanlış öncelikler ve yanlış ideolojilerle kirlenmiş durumda ise biz de kirli bir görüntü ile karşılaşacağızdır.
Medyadaki bakış açısının kirlenmiş olması kadar, dar olması/tek yönlü olması da önemlidir. Nasıl ki kirli bir ayna gerçeği tam yansıtamaz ise, küçük bir ayna da gerçeği tam yansıtamayacaktır. Dar bakış açılarını olayların tek bir boyutuna tutulmuş aynalar gibi düşünebiliriz. İdeal bakış açısı ise olayı tüm boyutları ile ve tüm açılardan gösterebilen yani mümkün olduğunca geniş ve kapsayıcı olan bakış açısıdır. Olaya zeminden bakan kişi ile balkondan bakan kişinin daha geniş olarak köyünden ve daha da genişlettiğimizde ilinden-ülkesinden ve hatta uzaydan bakan kişinin bakış açısında kalite bakımından farklılıklar olacaktır.
Sosyal olayların, farklı bakış açılarından bakıldığında farklı görülebileceğini bilmemiz ve bu konuda yeterince farkındalığımızın oluşmuş olması, farklı bakış açılarına saygı duymamızı da sağlayacaktır. İhtilaflı konularda empati yapabilmemizi, karşı tarafın duygu ve düşüncelerini daha iyi anlayabilememizi kolaylaştıracaktır. Farklı yaklaşımlara saygı duymalı, onların yaklaşımlarını dikkatle incelemeli ve en doğruya, faydalı olana ulaşmaya çalışmalıyız.

Ayrıca medyadaki/sosyal hayattaki hangi bakış açısının mutlak gerçekliği en iyi şekilde yansıttığını bulabilmek için öncelikle kendi bakış açımıza eleştirel olarak yaklaşabilmemiz gerekir. Olayları doğru okumamıza etki eden yanlılıklarımızı, önyargılarımızı, benmerkezliğimizi, tek yönlü-dar açıdan bakışımızı ve daha başka hangi etken gerçeği görmemizi engelliyor ise bu engellerimizi tanımadan, farketmeden gerçeklere ulaşamayız. Kendi bakış açımızda kirler (önyargılar, yanlış öncelikler) varsa veya kendi bakış açımız tek yönlü/dar bir bakış açısı ise medya bize ne kadar gerçekliği sunarsa sunsun biz sunulan gerçeği önyargılı olarak tanımlayacak, kendimizi ise doğru düşünen bireyler olarak bilmeye devam edeceğiz. Kendimize eleştirel yaklaşabilmenin ve sağlıklı bir düşünme yapısına kavuşmanın yolu kritik analitik düşünmenin hayat tarzımız haline gelmesi ile mümkündür. Ancak engellerden arındırılmış, temiz bir bakış ile mutlak gerçek bulunabilir.
2- MEDYADA KAYNAK GÜVENİRLİĞİ
Okuduğunuz veya duyduğunuz haberlere hemen inanıyor musunuz? Yoksa gerçekliğini sorguluyor, doğruya ulaşmak için çaba sarf ediyor musunuz?
Yapılan birçok araştırmada “medyaya güveniyor musunuz?” sorusuna anket’e katılanlar yüksek oranda “Hayır” cevabı veriyorlar.*
Bu güvensizliği ve kuşkuculuğu yaşıyor olmamıza rağmen eğer temellendirmez isek bize çok faydası olmayacaktır. “Temellendirilmiş bir kuşkuculuk” ise konuyla ilgili düşünme haritalarına / zihin haritalarına sahip olmakla mümkündür.
Bu makalede kritik ve analitik düşünmenin temel konularından biri olan “sağlam kaynak” konusuna değinilecek ve medyada kaynak güvenilirliği nasıl anlaşılır konusu incelenecektir.

Kaynak güvenilirliği konusunda bilgiyi aldığımız kaynakla ilgili aşağıdaki düşünme haritasını kullanabiliriz.
1. Bilgiyi aldığımız kaynak konuyu iyi bilen birisi midir, bilgi verdiği konuda yetkili midir?
Medyada her zaman konunun uzmanına mikrofon tutulmaz; konu hakkında yeterince bilgisi olmadığı halde popüler/tanınmış kişilerin, güç sahiplerinin konuyla ilgili düşünceleri aktarılabilir. Medyanın uzmanlardan bilgi aktarma duyarlılığını göstermesi beklenir; ancak medya bu duyarlılığı göstermiyorsa medya takipçilerinin bunu fark etmesi ve aktarılan bilgiyi uzmanından gelmediği bilinciyle değerlendirmesi gerekir.
2. Dikkatli bir araştırma yapılmış mı?
Bilgiyi aktaran kaynak konunun uzmanı bile olsa, gözlem kapasitesi (olaya yakınlığı, konuya hâkimiyeti, zihni durumu) yetersiz olabilir. Verdiği bilginin güncelliği, bilgi toplarken kullandığı yol ve yöntemlerin uygunluğu, yeterince araştırma yapıp yapmadığı, delilli mi yoksa delilsiz olarak mı bilgiyi aktarıyor olduğu önemlidir.
Bir konuda otorite olan kişilerin bile bazen çevresindekilere sağlam bilgiler veremediği gözlenir. Bunun sebebi aceleyle yargılama yapmaları ya da onların bilgi aktardığı kaynakların güvenilir olmaması olabilir. Olayların hızla geliştiği ve medyanın bunu zamanla yarışırcasına en hızlı şekilde izleyicisine ulaştırma gayreti düşünüldüğünde dikkatsiz elde edilen bilgilerle sıklıkla karşılaşılabilecektir.
3. Diğer insanlar bilgi aldığımız kaynağa güveniyor mu, yalan söyler mi?
Alanında uzman olanların dostça görünüyor olsalar bile bazen kasıtlı aldatma veya çarpıtma yoluyla geçerli bilgiler vermeyebileceği de bilinmelidir.
Her haberci dürüst değildir. Bazı gazeteciler hikâyeler uydurur; zira insanlara ilgi çeken konularda yeni haberler sunmak zorundadırlar. Bazı medya mensupları insanları aldatmak için içeriği ve fotoğrafları fark edilemeyecek şekilde manipüle edebilir, yani üzerinde değişiklik yapabilirler.
Tüm bunlar zaman içinde ilgili medyanın güvenilirliği konusunda bir ün oluşturur. Bilgi kaynağının ününü öğrenmeye çalışmak, başkalarının o kaynak hakkındaki eleştirilerini dikkate almak faydalıdır.
Bilgi kaynağının, güvenilir diğer kaynaklar tarafından güvenilirliğinin doğrulanması önemsenmelidir.
4. Başkaları da bilgi kaynağıyla aynı düşüncede midir? Bilgi kaynağının tutarlılığı?
Aktarılan bilginin diğer uzmanlarca desteklenip desteklenmediğine, doğrulanıp doğrulanmadığına bakmak da bilgi kaynağının güvenilirliğini anlamak açısından fikir verici olabilir. Aktarılan bilgi diğer kaynaklarda nasıl veriliyor? Gazete ya da televizyondaki diğer kaynakların içerikleriyle uyumlu mu? Eğer birbiriyle çelişiyorsa dikkatli olunmalıdır.
5. Kaynak bilgiyi başka birinden almış ise bilginin alındığı ilk kaynak güvenilir midir?
Birincil kaynaklar bir olayı yaşayan, gören ya da gerçekleştiren kişiler veya bir fikri ilk ortaya koyan uzmanlardır. İkincil kaynaklar ise bunları aktaranlardır. Birincil kaynaklar ikincil kaynaklara göre daha güvenilirdir. Eğer bilgi ikincil kaynaktan alınıyorsa, ikincil kaynağın güvenilirliği ile yetinilmemeli, bilginin alındığı ilk kaynağın da güvenilirliği sorgulanmalıdır.
6. Bilgi kaynağının aktardığı bilginin bir amacı olabilir mi?
Aktarılan bilgi sizi ilgilendiriyor mu? Bilgilendiriyor mu? Eğlendiriyor mu? Yönlendiriyor mu?
Bazı yayınlar sadece kafa karıştırmayı amaçlar. Bir şeyleri satmaya ya da desteklemeye çalışır.
Bazı yayınların üslubu öfkeli, suçlayıcı ya da fazla eleştirelse bu, o yayınların mantıklı bir tartışmadan çok saldırı amacıyla yapıldığı fikrini akla getirir.
Medya yayınlarında bilgi aktarımı yapılan ve bu bilginin oldukça süslenerek aktarıldığı alanlardan biri de reklamlardır. Reklamlarda bizler farkına varsak da varmasak da birçok bilgi ile karşılaşırız ve bunların çoğuna inanırız veya bilinçaltımızda yer veririz.
Örnek olarak aşağıdaki reklam videosunu inceleyebilirsiniz. Burada bazı araştırma sonuçları yer almakta ve bu araştırma sonuçlarının kaynağı ise 2.dk 7. saniyede alt yazı olarak verilmektedir. Reklamda verilen bilgilerin çokluğunu ve çeşitliliği; ayrıca hızla geçen bu kaynak bilgisininin ne kadar önemseniyor olduğunu / önemsediğimizi “reklamlar ve kaynak güvenilirliği” çerçevesinde inceleyebilirsiniz: www.youtube.com/watch?v=Z1ZBFZMj7x8
7. Bilgi kaynağının bir çıkar sağladığı kuruluşlar var mı? (reklam/menfaat)
Medya kuruluşlarının vereceği kararları ekonomik çıkarlar etkileyebilir. Destek aldığı veya desteklediği sermaye grupları medyanın yayınlarını etkileyecektir. Örneğin yayın kuruluşu sahiplerinin gelirlerini olumsuz yönde etkileyecek haberler o medya kuruluşunun haberleri arasında yayımlanmayabilir. Medya kuruluşları para kazanmak zorundadır ve bu paranın çoğunu reklamlardan alır. Tabii ki şirketler ürünlerini veya çalışma yöntemlerini kötü gösterecek programlara sponsor olmayı istemez. Eğer bir medya kuruluşunun yayımladığı programı beğenmezlerse reklamlarını başka bir yere verebilirler. Bu nedenle editörler sponsorun adını lekeleyebilecek haberleri yayımlamaktan kaçınabilir.
8. Bilgi kaynağı bağımsız mıdır?
Uluslararası haber kaynaklardaki tekel ve dezenformasyon
Uluslararası medyada güvenilirliği etkileyen en önemli etkenlerden biri haberin üretimi ve dağılımındaki dengesizliktir. Teknolojik olarak önde olan zengin ve güçlü ülkelerden veya sermaye gruplarından az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere kadar olan haber akışında, birkaç dev örgütün dışında pek çok ülke uluslararası haber üretmek, dağıtmak muhabir temin ve istihdam etmek, gelişmiş teknolojik imkânları kullanmak ve tüm bunları finanse etmekte yetersizdir. Uluslararası medyadaki bu durum yerel bazda da geçerlidir. Gelişemeyen ülkeler ve halkları bu dev kuruluşların ve devletlerin haber kaynaklarına bağlı kalmaktadırlar.
Güçlü bir ağa sahip olan bu örgütler kendi menfaatleri doğrultusunda güçlerini siyasi ve ekonomik çıkarlarının sürdürülmesi yönünde kullanmaktadırlar. Ekonomi, politika, eğitim, enerji, askeri vb. konularda bazen abartılı bazen gerçekleri gizleyen haber yapılması ve bilgi akışı sağlanması uluslararası haber kaynaklarını güvenilmez hale getirmektedir.
Dünyada dolaşan haberlerin çoğu, büyük dev haber ajansları ve kuruluşları (AP, REUTERS, AFP, CNN, BBC) aracılığıyla dağıtılmaktadır. Medyayı yönlendirenler, kendilerini ve müttefiklerini iyi niyetli, kahraman olarak nitelendirirken; rakiplerini ve düşmanlarını ise hain, alçak, güvenilmez olarak gösterebilmektedirler. Sonuçta oluşturulan algılarla bilgi ve haberler izleyicilere/okuyuculara uluslararası haber kaynakları ve dağıtıcılarının gözüyle yansıtılmaktadır.
Dünyada dolaşan haberlerin çoğunluğu dev organizasyonlar tarafından kontrol edilmektedir. Bunların çoğunluğu;
Amerikan Associated Press ( AP )
İngiliz Ruters
Fransız Agence France Press ( AFP ) aracılığıyla
Yani New York, Londra ve Paris tarafından yapılmakta ve görüntüler Amerikan CNN ve FOX TV, İngiliz BBC ve ITN gibi kanallarla yayılmaktadır.
Örnek 1
AFP‘nin 165 ülkede 116 bürosu ayrıca 50 temsilciliği vardır. AFP’nin müşterileri arasında 650 gazete, 200 TV şirketi, 400 radyo, 100 ulusal basın ajansı ve medya dışından 2000 abone (bankalar, şirketler, çeşitli devlet kuruluşları, bakanlıklar..vb) bulunmaktadır. Böylece ajansın yayınları, abone ajansların da aracılığıyla dünya üzerinde 7.600 gazeteye, 2500 radyoya ve 400 TV şirketine ulaşmaktadır.
Örnek 2
Körfez savaşı sırasında belirli bir zaman dilimi içerisinde, değişik kesimlere hitap ettiği düşünülen 5 gazetedeki (Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Sabah, Zaman) haberler incelenmiştir. Toplam savaş haberlerinin % 63.55’inin yabancı kaynaklı olduğu, bunların da çoğunlukla Associated Press (AP), Reuters ve Agence France Press (AFP) kaynaklı olduğu görülmüştür. Yerli kaynaklar içerisinde Anadolu Ajansının (AA) önemli bir yeri vardır; ancak AA’nı gazetelere gönderdiği haberlerin %73,6’sı kendi kaynaklarının haberi değildir.**
Sosyal medya ve kaynak güvenilirliği
Sağlam kaynak konusuyla ilgili olarak sosyal medyanın güvenilirliği de oldukça önem arz etmektedir. Günümüzde birçok insanın en az bir adet sosyal medya hesabı bulunmakta; bu hesabından sık sık bilgi paylaşmakta, aynı zamanda başkalarının paylaştığı bilgilere de bu yolla ulaşabilmektedir. Medyada yapılan bir yalan/hatalı/manipüle haber sosyal medyada çok çabuk ifşa edilebilmekte, dalga dalga yayılarak alay konusu olabilmektedir. Ancak bunun tersi de mümkün olup, bir haber yalan/hatalı/manipüle bir içerikte olduğu halde sanki doğruymuş gibi sosyal medyada çok çabuk alıcılarını bulmakta, dalga dalga geniş kitlelere ulaşabilmektedir.
Arama motorları ve internet sitelerinde kaynak güvenilirliği
Günümüzde insanların bilgiye ulaşmakta en sık faydalandığı araçlardan biri de internetteki arama motorlarıdır. (Google vb.) Bir taraftan işimizi kolaylaştıran bu aracılar bir taraftan da sistematik olmayan bir şekilde bilgileri bize ulaştırmaktadırlar.
Arama motorları web sitelerini araştırarak sayfa içeriklerini veri bankalarına kaydederler. Kullanıcı, anahtar kelimelere göre arama yaptığında arama motoru bu kelimelerin tamamını ya da bir kısmını içeren sayfaları kullanıcının karşısına getirir. Üst sırada hangi siteler çıkarsa o sitelerin bilgi kaynağı olarak kullanılma ihtimali de artacaktır. Ancak bu sıralama güvenli olanları üstte, güvensiz olanları altta olacak şekilde değil, reklam verenleri veya popüler olanları üstte diğerlerini altlarda çıkaracak şekilde gerçekleşmektedir. (tabii sıralamayı etkileyen başkaca faktörler de bulunmaktadır)
İnsanlar kendileri için son derece önemli konulardaki araştırmalarını bile bu arama motorlarını kullanarak gerçekleştirirken eğer dikkatli olmazlarsa ve sağlam kaynak konusunda yeterli farkındalığı/kaygıyı taşımazlarsa kolaylıkla hatalı olarak bilgilenebilmektedirler. Örneğin; dini bir konuda sorusuna cevap arayan kişi arama motorunda karşısına çıkan başlıklarla yetinebilir veya arama motorunun ona sunduğu ilk sitedeki bilgiyle yetinebilir. Ya da önüne sunulan sitelerden 5-10 tanesini inceleyip bir kanaat sahibi olabilir; hem de yeterince araştırma yaptığını zannederek.
İnternetteki sitelerin hepsinin güvenilir olmadığı bilinmelidir. Yanlış veya eksik bilgiden korunmak için özellikle önemli konulardaki soruların cevapları mümkünse sahih kaynaklardan/güvenilir âlimlerden alınmalı, arama motorlarını kullanarak edinilen bilgilerde ise bilgiyi aktaran sitenin güvenilirliği sorgulanmalı; aktarılan bilginin kaynaklarına muhakkak bakılmalıdır.
İngiltere'de Brighton Üniversitesi’nde başlayan bir tartışma çağımıza damgasını vuran ‘google’ arama motorunu hedef alıyor. Uzmanlar ‘Bilgi için ‘google’a bakmak sürekli hamburger yemek kadar tehlikeli’ diyor. Yeni nesil öğrenciler bilgiyi nereden geldiğini bilmeden ve üzerinde düşünmeden kullanıyorlar. Bu da, onların beyinsel faaliyetlerini ve düşünme kapasitelerini köreltiyor. Medya uzmanı Brabazon, kendi öğrencilerine okuldaki ilk yıllarında google ve wikipedia’yı kullanmayı yasakladığını belirtiyor. Uzman ‘Öğrenciler bilgi çağında yaşıyorlar, ancak doğru bilgiden yoksunlar’ şeklinde konuştu.
Sonuç olarak diyebiliriz ki medya takipçilerinin sağlam kaynaklardan bilgi alabilmeleri için bilgiyi aldıkları kaynağın güvenilirliğini dikkatle incelemeleri, sorgulamaları gerekir. Tabii bu sorgulamayla ilgili olarak yaygın yaşanan bir sorun, bilgi alınan kaynağın yeterince sorgulanmadan, sadece bir veya birkaç faktörün göz önüne alınarak bilgi kaynağına güvenilmesi ve böylece yanlış bilgilerin doğru olarak kabul edilmesidir. Doğru yaklaşım ise kuşkuculuğumuzu temellendirecek eleştirel yaklaşımı öğrendikten sonra bu yaklaşım eşliğinde daha geniş bir sorgulama yapmaktır
Bu makalenin ilk kısmında verilen “düşünme haritası” geniş bir sorgulama yapmamız hususunda bize yardımcı olacaktır.
Bize sunulan her bilgiye inanmamak akıllıca bir davranış olsa da, bu hiçbir şeye güvenemeyeceğimiz anlamına gelmez. Tabii ki bir yandan açık fikirli olurken diğer yandan dengeli ölçüde şüpheci olmak yerindedir.
Bilgileri aldığımız “Medya Kaynağının Güvenilirliği”ni titizlikle sorgulamalı, eksik veya yanlış bilgileri bize sunarak bizi yanlış düşüncelere sürükleyen veya sunduğu bilgiler doğru olsa dahi arka planda bizi manipüle etmeye çalışan kaynaklara itibar etmemeliyiz.
Medya kuruluşları bir partiye, hükümete veya herhangi bir gruba/güç odağına ait olabilir veya bunlarla yakın ilişkisi olabilir. Bu aidiyet veya ilişkilerin varlığı, yayınların içeriğini etkileyebilir.
Bu şekilde güç odaklarıyla / gruplarıyla veya hükümetle yakın ilişkide olan medya kanallarının yayınları, kendisine yakın oldukları grubun menfaatleri doğrultusunda şekillenebilir.
9. Bilgi kaynağının bakış açısında taraflılık var mıdır?
Bilgi kaynağının konuyla ilgili beklentisi, yani neyi görmeyi umduğu önemlidir. Bilgi kaynağının bilgi verdiği konudaki duyguları ve önyargıları, aktaracağı bilgiyi de etkileyecektir. Gerçekler apaçık ortada olsa bile bunların nasıl sunulacağı gazetecinin/yazarın/editörün bakış açısına ve önyargılarına bağlıdır. Hangi gerçeklerin dâhil edileceğine, hangilerinin çıkarılacağına içeriği hazırlayanlar karar verir. Bakış açısı veya önyargılara göre bazı şeyler öne çıkarılıp bazı şeyler gizlenebilir.
Kaynaklar
1. Eleştirel düşünme öğretimi etkinlikleri, Ahmet Kurnaz
2. * Pew Research Center, 2011 araştırmasına göre medyanın olayları doğru olarak yansıttığına dair inanç, 1985 yılında %55 seviyesinde iken bu durum 2011 yılında %25'e düşmüştür. Basın kuruluşlarının güçlü kişi ya da kuruluşlardan bağımsız hareket ettiklerine dair inanç 1985'de %37 iken, bu durumun 2011 yılında %15'e düşmüştür. Medyanın olayları taraf tutmadan yansıttığına dair inançlar 1985 yılında %34 iken, bu durum 2011 yılında %16'ya gerilemiştir. Türkiye de de yapılan anketlerde benzer sonuçlar görülmektedir. Örneğin, uluslararası araştırma şirketi The Gallup Organization Europe, AB ülkeleri ve Türkiye'de yaptığı ankete göre Türkiye’de orduya güven %86, hükümete güven %60 iken, medyaya güven %25’lerde geziniyor. Yazılı basına güven 2004 yılında %34 iken, 2006 da %25’lere düşmüş durumda
http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=2479
3. **Uluslar arası iletişim düzeni bağlamında Türk basını ve haber kaynakları, A. Bengü Nara, S:41,42,70,71
4. http://www.jw.org/tr/yay%C4%B1nlar/dergiler/g201312/medyaya-g%C3%BCvenebilir-misiniz/
3- HABERLERİN KURGUSAL YÖNÜ VE OTOSANSÜR
Bizler dizi, film ve reklamlar gibi yapıtları izlerken onların birer “kurgu” olduğunu bilirken, haberler başlığı altında sunulan içeriklerin ise çoğunlukla “mutlak gerçekler” olduklarını düşünürüz. Hâlbuki haberler de çoğunlukla birer kurgudur. Bu yazıda haberlerin oluşma sürecini (mutfağını) kısmen inceleyecek ve bu süreçte etkilendiği öznel bariyerleri, otosansürleri* göstererek aslında haberlerin de filmler gibi kurgu içerdiğini, gerçekle kurgu arasındaki suların oldukça bulandığını fark edeceğiz.
Haber oluşturma sürecinde Potter’e göre (1998) üç temel aşama vardır. Habere kurgusal bir nitelik katan bu özellikler:
1. Neyin haber olacağını seçmek: Chomsky, özellikle haber ajanslarının irili ufaklı medyalara “bugün ne ile ilgilenmelisiniz, ne önemlidir” mesajlarını ilettiklerini belirtir. İnsanların büyük bir kısmı, dünyada meydana gelen birçok olayı eğer medya organları haber olarak sunmazlarsa bilmezler veya bu olaylardan haberdar olamazlar. Mesela haber saati içinde oluşturulan öncelik sırası bile, neyin önemli ve neyin önemsiz olduğu konusunda önemli bir mesaj vererek kamu bilincini şekillendirir. Ülkemizden örnek verirsek, olimpiyatlarda çok altın alıyor olsaydık gazetelerimizin manşetlerini olimpiyatlarla süslerdik. Ancak az sayıda altın aldığımız için pek de gündemimize gelmiyor. Hâlbuki futbolda dünya üçüncüsü olduğumuzda dünya kupası ile yatıp dünya kupası ile kalkmıştık. Tabii sadece spor konusunda değil, siyasi ve sosyal konularda da o gün neyle ilgileneceğimizi medya belirlemekte. Vurgu yapmak istediğimiz şey neyin önemli neyin önemsiz olduğu konusunda medyanın “karar verici” olmasıdır. Önemli olduğu halde gündemimize gelmeyen, önemsiz olduğu halde gündemimizden çıkmayan konular olabilir ve bunun farkına bile varamayabiliriz. Gündeme getirme, gündeme almama gündem çarpıtma makalelerinde bu konular anlatılacaktır.
2. Seçilen haberde neye odaklanacağını saptamak (kanca atmak): İki aile arasında bir kavga olduğunu ve birkaç kişinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını düşünün. Muhabir bu kavgayı haber yaparken neye odaklanmalıdır? Kavganın çıkış sebebine mi? Etraftakilerin kavgayı engelleme çabalarına mı? Kavgayı provake edenlerin olup olmamasının incelenmesine mi? Yaralıların hastanede yaşadıkları sıkıntılara mı? Çocukların bu kavgadan nasıl etkilendiklerine mi? Polisin erken veya geç müdahalesine mi? Hükümetin bu kavgaya konu olabilecek olan politikalarına mı? vs. Bunların içinden en dikkat çekici olanı seçme işine “kanca atmak” denir. Seçilen kancaya göre haber şekillenir.
3. Seçilen haberin nasıl ifade edileceğine karar vermek: Örneğin “çocukların bu kavgadan nasıl etkilendikleri” kanca olarak seçilmiş olsun. O zaman kavga esnasındaki en dehşet verici sahnelerle, çocukların korku dolu yüz ifadelerini içeren görüntüler yan yana verilecektir. Çocukların annelerine sarılmaları, ailelerin bu durumdaki tepkisizliğine dikkat çekilecektir. Muhabir mikrofonu bir çocuğa uzatacak ve onun ağlamaklı sesini izleyiciye duyuracak. Belki haberin sonunda konuyla ilgili bir uzmanı konuşturacaktır. Ve belki de gündemdeki bir kanun tasarısıyla bu kavgayı ilişkilendirecektir
Muhabir gerçekleşmiş bir olayı alır, parçalara ayırır, yorumlar, çeşitli filtrelerden geçirerek yeniden bir araya getirir. Bu şekilde oluşan bir haber gerçekliğin kendisi veya yansımasından çok yeniden kurgulanmasıdır.
Medyanın haberleri bazı filtrelerden geçirerek yeniden kurgulayarak sunmasının altında bazı duyarlılıkları yatmaktadır. Bunlar diğer makalelerde detaylıca incelenecek olup, burada da kısaca yer vermek istiyoruz.
1. Kurumsal Duyarlılık:
(Haberler medya patronunun / kurumun istekleri doğrultusunda kurgulanabilir)
Medya patronlarının aynı zamanda belli holdinglerin de sahibi olduğu, medya dışında belli mensubiyetlerinin, farklı ticari alanlarda aktif olduklarının ve siyasi hedeflerinin olabileceği unutulmamalıdır. Medyanın bağlı olduğu kurum, haberin hazırlanmasında önemli bir yere sahiptir. Kurumun diğer faaliyetleri, mensubiyetlerinin siyasi emelleri, kurumun yapısı ve büyüklüğü, haberin içeriğini - kurgulanmasını etkileyen önemli faktörlerdir.
Medya aynı zamanda herhangi bir kurumun, cemaatin, grubun, hükümetin, partinin elinde olabilir. Bu durumda haberler, kurgulanırken bu odağın çıkarlarına veya ideolojisine uygun şekilde hazırlanabilir. Uygun olmayan haberlere ya hiç yer verilmez veya uygun formata büründürülerek sunulabilir.
2. Hükümete - Güç Odaklarına Karşı Duyarlılık:
(Haberler hükümete veya güç odaklarına sempatik görünecek şekilde kurgulanabilir)
Haber ajansları veya medya kuruluşları, varlıklarını sürdürebilmek ve bazı menfaatler elde edebilmek amacıyla kanun yapıcıların (hükümetin) veya büyük insan kitlelerini barındıran grupların menfaatlerine zarar vermeyecek şekilde veya onların beğenilerini kazanacak şekilde bir politika yürütebilirler. Bu durum menfaat ilişkisi devam ettiği sürece devam ederken, menfaat ilişkisi sonlandığında ise tersine dönebilir.
3. Reklamlara Duyarlılık:
(Haberler reklam içerecek şekilde veya reklam veren kurumları üzmeyecek şekilde kurgulanabilir)
Haber yapım süreci üzerindeki en güçlü etkinin, medyanın ticari boyutuna dayalı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Haber kuruluşları, özünde izleyici ve reklamcıları çekebilme amacıyla kendi aralarında rekabet eden ticari işletmelerdir. O zaman habercilikte başarı, mümkün olduğunca fazla izleyiciyi çekebilmeye ve dolayısıyla reklâm geliri oluşturmaya bağlıdır. Reklâm veren büyük firmaların, medya ve haberler üzerinde önemli bir baskı ve kontrol gücü olduğu bilinmektedir. Bu firmalar bazı durumlarda kendi aleyhlerine yapılacak haberleri, güçlerini kullanarak etkileyebiliyorlar. Son zamanlarda dikkat çeken konulardan biri de, haberin bizzat kendisinin reklâm olmasıdır. Bu tarz haberler "haber görünüşlü reklâm" olarak da ifade edilebilir. Bazen bir mağazadaki indirimlerden dolayı yaşanan izdihama, bazen otomotiv sektöründeki durgunluğa, bazen bir mağazanın sözde ucuz ürünlere, bazı durumlarda da yeni çıkan bir ürünün tanıtılmasına iliştirilir bu tarz reklâmlar. Gazetelerde de haber görünüşlü reklâmlar yer almaktadır.
4.Sansasyona Duyarlılık:
(Haberler sansasyon yapacak şekilde kurgulanabilir)
Duygusal Çekiciliği Olan Olaylara Yönelmek
Duygusal yönü olan olaylar insanlar için dikkat çekicidir. Duygusal çekicilik için şehit düşen askerlerin veya polislerin cenaze törenleri biçilmiş kaftandır. Bu törenlerdeki ağlayan anneler, çığlık atan eşler ve babasına el sallayan gözü yaşlı minikler tam da duygusal yükleme yapmak için uygun ortamlardır. Benzer şekilde trafik kazaları, doğal felaketler, diğer şiddet olayları ve terörist saldırılar arkasındaki manzaralarda duygusal çekiciliği olan görüntüler yakalamak mümkündür.
Çatışmayı Körüklemek
Çatışma, izleyicinin dikkatini çeken dolayısıyla reyting artıran bir unsurdur. İnsanların hassas oldukları konular çatışmayı körüklemek için uygun konulardır. Çatışma içeren konuların bilinen örnekleri çoktur: başörtüsü sorunu, Kürt sorunu, anadilde eğitim sorunu, derslerde evrim teorisinin okutulması veya okutulmaması, mayınlı araziler sorunu... Medya kavganın bitmesini istemez, dövüş uzadıkça, medya haber için malzeme bulmakta zorlanmayacak, program izleyicileri çekmeye devam edecektir.
Felaket Tellallığı Yapmak
Kötü ve olumsuz olayların daha sıklıkla haber yapılması da reyting açısından önemlidir. Ekonominin kötüye gitmesi, okullarda uyuşturucu kullanımının artması, cinayet haberleri, Marmara'da büyük bir deprem olacağı türünden haberlerle sık karşılaşmamızın nedeni budur.
Belirli Coğrafya ve Bölgelere odaklamak
Medyanın, belli bölgelerde olan olaylara öncelik verdiği bilinmektedir. Özellikle gelişmiş ve güçlü ülkelere yönelik haberlerle daha sıklıkla karşılaşırken, az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde olan olaylar hakkında eşit düzeyde haberler yapılmamaktadır. Örneğin, gündemle ilintili olarak çözüm sürecinde Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde olan olayların daha fazla haber olduğunu görmekteyiz.
5. Takipçilere Duyarlılık:
(Haberler, medya kuruluşunun kendi takipçilerinin ideolojik görüşlerini, önyargılarını besleyecek şekilde kurgulanabilir)
Basın kuruluşlarının belli politik görüşlere karşı önyargılı davrandıkları da bilinen bir gerçektir. İşte bu yüzden liberal medya, dinci medya, yandaş medya, kartel medyası, merkez medya gibi etiketler dillerde dolaşmaktadır. Haberlerde önyargıların farklı biçimlerine rastlamak mümkündür. Göz ardı etmek, taraflı veya önyargılı muhabirin/medyanın belli başlı önemli olayları önemsizleştirmek, izleyiciyi yanıltmak yoluyla kamu bilincini kendi benimsediği ideoloji doğrultusunda şekillendirmek amacıyla başvurdukları başlıca yollardan birisidir. Medyanın politik görüşlere, kendi ideolojik duruşuna göre bir yaklaşım belirlediği, ürettikleri haberlerde ve haber başlıklarında kolayca görülebilir. Bunu daha bariz görebilmek için aynı haberin farklı kutupta yer alan iki gazete veya televizyon kanalı tarafından nasıl yorumlandığına dikkat etmek yeterli olabilir.
Dört bir tarafı televizyon, internet, sosyal medya ile kuşatılmış olan insanlık, bilgiye kolay ulaşmanın bedelini “kurgulanmış bilgi” lere maruz kalmakla ödemektedir. Filtrelerden geçerek kurgulanan ve kurgulanmış bir şekilde aktarılan bilgiler, insanlığı istenilen yöne yönlendirmekte, istenilen yönde algılar oluşturmakta, manipüle etmekte ve yönetmekte rahatlıkla kullanılabilmektedir. Kritik analitik düşünür gözüyle izlemediğimiz her yapıt, farkında olsak da olmasak da bize zarar verebilmektedir
Hiç kimse gerçekliğe ilişkin bilginin çok az bir kısmından fazlasını bilmez; kişi bunların tümünü bilse bile tüm gerçekleri ortaya koyması olanaksızdır. Hatta önemli bütün gerçeklikleri bile ortaya koymak imkansızdır, çünkü pek çok kriter önemli olanın ne olduğunu belirlemeye kalkışır. Dolayısıyla ‘Bu makalede atlanan şey nedir?’; Burada farklı gerçeklikler aydınlatılmış olsaydı acaba nasıl düşünürdüm?’; ‘Bu makale, yazarın aksine düşünen bir bakış açısıyla yazılsaydı, nasıl olurdu?’ benzeri soruları her zaman kendimize sormalıyız.
Kaynaklar:
- Eleştirel Medya okuryazarlığı Abdurrahman Şahin
- Ulusal ve Uluslararası Haberlerde Medyadaki Önyargı ve Propaganda Nasıl Saptanır
- http://www.21yyte.org/tr/arastirma/milli-guvenlik-ve-dis-politika-arastirmalari-merkezi/2011/10/24/6344/psikolojik-operasyon-algi-yonetimi-ve-propaganda
- http://www.bendeyazarim.com/Yazar/News/7180/Siyaset-ve-Algi-Yonetimi...-Mustafa-EROL
- *Otosansür: Bir kişi yada kurumun, açık bir baskı olmadan kendi kendine, çalışmalarına (kitap, film vs.) sansür uygulamasıdır.
4- ÖNE ÇIKARILMIŞ BİLGİ (KANCA ATMAK)
Haber hazırlanırken, en dikkat çekici olanı seçme ve kullanma işine, "kanca atmak" denir. Haberin izlenilebilirliğini artırmak veya haberle kitleleri yönlendirebilmek için haberin yapımında kullanılan en önemli tekniklerden biridir.
Muhabir başlangıçta en önemli ve öz bilgiyi sunarak okuyucunun dikkatini habere çeker, ilgi uyandırır ve en önemli kısımları yakalamasını sağlar. Yani hem hazırladığı habere daha çok müşteri çekmiş olur, hem de haberin bütününü gösterecek bir portreyi okuyucuya en başta aktarmış olur. Bu kalıp hedef kitle açısından da önemlidir, çünkü okuyucu (veya izleyici) haberin herhangi bir noktasında okumayı bıraksa bile, haberin en önemli kısımlarını öğrenmiş olur. Bu açıdan bakıldığında okuyucu için faydalı olan bu yöntem bazen de propaganda aracı olarak kullanılabilmektedir.
Örneğin, bir röportaj yapılır çok fazla konu konuşulur ama içlerinden en aykırı en sansasyonel ve bazen de yanlış anlaşılmaya müsait olan bir cümle cımbızla çekilerek başlık haline getirilir. Sanki o röportajı yapan kişi sırf o tezi savunmak için o konuşmayı yapmıştır gibi bir algı oluşturulabilir. Başlıkta veya haberin özetinde öne çıkarılan kısmın propagandası yapılmış olur.
Başlık ve Giriş Cümlesi: Bir haberin en önemli ve ayrıntılarına götüren kısımlarından biri, etkili bir başlık ve giriş cümlesidir. Başlık; özellikle habere olan ilgiyi öne çıkararak, okuyucuyu ateşleyici ve merak uyandırıcı ifadeler kullanarak haberin okunulurluğunu artırmayı amaçlamaktadır. “Hükümetten sürpriz çıkış”, “gündemi sarsacak iddia” gibi.
Giriş cümlesi ise, bir habere konu olan olayın en önemli yanını kısa ve etkili bir şekilde dile getiren kısımdır. Genellikle haberin ilk cümlesi, bazı durumlarda da ilk iki cümlesi olabilir.
Normal okurlar işin doğası gereği, çoğu haberin başlığını okuyup geçer. Haberin içeriğini okuyan birçok okur ise, haberle başlık arasındaki büyük ayrışmayı gözden kaçırır. Bazen manşetin sadece reyting kaygısıyla abartıldığını düşünür. Oysa ki gerçekte medya, okurun en çok manşet ve başlıklardan etkilendiğini ve algılarını yapılandırdığını çok iyi bilir. Bu sebeple haberin içeriğini doğruya yakın verse bile, manşetin diliyle oynayarak veya manşette çarpıtılmış bir bilgi sunarak yapacağını yapmış olur.
Mesela, aşağıdaki linklerde verilen haberin eğer ayrıntılarına göz atmaz veya haberle başlık arasındaki farkı sorgula(ya)maz isek, gerçekte olanın tam tersi bir algıyla yönlendirilmiş ve dolayısıyla aldatılmış oluruz... Haberin içeriğine bakan ve manşetiyle kıyaslayabilen okur ise (bir hukukçu olmasa bile), gerçeğin başlıktaki gibi olmadığını fark edecektir.
İlgili haber örneği için bu makaleyi inceleyebilirsiniz: http://www.kritik-analitik.com/DocumentsPopUp.aspx?Id=181&uid=1681
Odak Noktasının Belirlenmesi: Haber hazırlanırken, haberde anlatılacak olayda bir odak noktası saptanması gerekir. Düşünün ki, muhabir olarak bir evin üç saatlik bir zaman dilimi içinde yanarak kül oluşuna tanıklık ediyorsunuz. Bu üç saatlik dilimde olup bitenlerden hangisine odaklanacaksınız? İtfaiyecilerin yoğun ve fedakârca gayretlerine mi? Feryat eden ev sahibinin çırpınışına mı? Yanan milli servete mi? Evin kundaklanmış olma olasılığına mı? İçeride yanarak can veren kedinin pencere önündeki dramatik görüntülerine mi? Yangının çevreye verdiği zarara mı? Yangının çıkış sebebine mi? Yangının dehşet verici görüntüsünden korkan çocukların durumuna mı? Bunların her biri ayrı bir haber olabilir. Muhabir olayda, izleyici veya okuyucunun dikkatini çekecek bir nokta yakalayarak buna odaklanır. İşte bu süreç, haberde bazen daha önemli boyutların geri planda kalmasına sebep olur. Örneğin, yangın esnasında içeride yanarak can veren bir kedinin dramatik görüntüleri varsa ve muhabir bu dramatik sahneleri kanca atmak için tercih ettiğinde, daha önemli boyutları (kundaklanma olasılığı, cinayet vs.) geri planda kalmış olabilir.

Haber hazırlanırken, haberin bir kısmının öne çıkarılması ile haberin izlenilebilirliğinin arttırılması yani reyting sağlanması amaçlanabilir veya kitlelerin öne çıkarılan konuda yönlendirilmesi - o yönde algı oluşturulması amaçlanabilir.
1. Reytingi artırabilmek amacıyla kullanılması: Haberlerde bazı konular ön plana çıkarılarak haberin reytingi, tıklanma/okunma ihtimali arttırılabilmektedir. Duygusal yönünü ön plana taşımak, çatışmayı körüklemek, felaket tellallığı yapmakveya belirli coğrafya ve bölgelere odaklamak gibi. Bu yöntemler hakkında detaylı bilgi “Haberin Kurgusal Yönü ve Otosansür” makalesinde dile getirilmişti.
2. Kitlelerin bir konuda yönlendirilmesi, istenilen yönde algı oluşturulması için kullanılması: Bu şuna benziyor: Diyelim ki, ikisini de çok sevdiğiniz karı koca olan arkadaşlarınız arasında sorun var. Ayrılmalarını istemiyorsunuz. O zaman her ikisinin de bildiğiniz olumlu taraflarını öne çıkararak, çocuklar varsa, aile ortamında büyümesinin önemine dikkat çekerek barıştırmaya çalışabilirsiniz. Ama ikisinden birini sevmiyorsanız, ya da evlilik kurumuna karşıysanız, yine iyi bildiğiniz olumsuz taraflarını ve anlaşmazlık konularını öne çıkarıp, çocukların mutsuz ortamda büyümesindense ayrılmalarının hem kendileri için daha iyi olacağına, hem de çocuğun anne veya babadan birinin yanında daha huzurlu olacağına ikna edebilirsiniz. Her iki durumda da, onları çok iyi tanıyan ve onların en doğru olanı yapmalarına destek olan iyi arkadaş olabilirsiniz. Medya da bu dostluk dilini kullanabilir. Bilgi paylaşma veya yardımcı olma görüntüsü altında herhangi bir sorun veya olay hakkında kendi planlarının, düşüncelerinin bu sorunun çözümü olduğu konusunda takipçilerini ikna etmeyi dener, takipçileri de medyanın fikirlerini artık kendi görüşleri olarak samimiyetle ve gayretle savunarak farkında olmadan o görüşe hizmet eder hale gelirler
İyi bir eleştirel medya okuryazarı, medya iletilerindeki hem öne çıkarılan yerleri hem de gizlenmeye çalışılan yerleri fark etmeye çalışmalıdır. Haber manşetlerinin ve giriş cümlelerinin özenle seçildiğini bilmeli; ayrıca haberde öne çıkarılan (kanca atılan kısımdan) başka önemli kısımların da olabileceğini aklından çıkarmamalı, algılarını yönetmeye çalışanlara fırsat vermemelidir.
Kaynaklar:
1. Eleştirel Medya Okuryazarlığı. Abdurrahman Şahin. Anı Yayıncılık (2011)
2. Algılama Yönetimi. Ali Saydam
3. http://www.gazetemen.com/13/50901/0/algi-yonetimi.html
5- YÜZEYSEL BİLGİ VE SIK TEKRAR
Pahalı, enteresan, güncel, hızlı, şaşırtıcı, 24 saat esasıyla çalışan ve büyük yatırımlar yapılarak varlığını sürdüren medyanın varlığının önemli bir sebebi de bir ikna aracı olarak kullanılıyor olmasıdır.
Bu yazıda medyada ikna yöntemi olarak kullanılan, “tekrar ve telkin“kuralı incelenecektir. Medyanın ana çalışma yöntemlerinden birini teşkil eden bu kural “uzun zamana yayılmış zihnî altyapı çalışması” veya “damla damla hipnoz” olarak da adlandırılmaktadır.
Tekrar yöntemi ve zihin ilişkisi:
”Tekrar“ temelde bir eğitim ve öğretim metodudur ki, olumlu anlam ve alanda kullanılırsa olumlu sonuçlar verir. Yani tekrar bir vasıtadır, başlı başına iyi veya kötü değildir. Nitekim Kuranı Kerimde de tekrar tekrar işlenen konular vardır.
Jack Trout, bazılarının yaptığı geçici ve kalıcı bellek tanımını; kısa ve uzun vadeli bellek olarak tanımlamıştır. Kısa vadeli bellekten uzun vadeli belleğe geçişin ise, ancak tekrar aracılığıyla mümkün olabileceğini vurgulamıştır.
Bir propaganda aracı olarak kullanılması:
Tekrar yönteminin medyada bir propaganda aracı olarak kullanılabildiğini görmekteyiz.
Bir konuyu kitlelerin veya insanın zihnine iyice yerleştirmek isteyen medya kuruluşu, bir veya birkaç seferliğine vurucu bir haber verip sonrasında o konuyu terk etmez; amacına ulaşana kadar, çok vurucu olmasa da düşük yoğunlukta aynı konuyu günlerce, haftalarca, aylarca ve hatta yıllarca kitleler üzerinde değişik vesilelerle işlemeye devam eder, böylece propagandasını sürdürür.
Bir propagandada ana izlek ısrarla sürdürülürken, bir yandan da onu değişik görünüşler altında sunmak gerekir. (Domenach, 1995)
Örneğin siyasi bir meselede istenen yönde bir algı oluşturulmak amaçlandığında, bu algının oluşmasını destekleyen her türlü malzeme kullanılır. Turizm haberi gibi gözükür; ama aslında içeriğinde bir yerde ilgili siyasi konuya atıf yapılmıştır, hatta belki de sırf o atıfta bulunabilmek için o turizm haberi hazırlanmıştır. Zihinlerde yerleştirilmek istenen bilgi/algı her ne ise spor haberlerine de giydirilir, ekonomi haberlerine de, yaşam haberlerine de. Konuyu destekleyen bir ankete veya konuyla ilgili reklamlara yer verilir. Konuyu destekleyen karikatürler çizdirilir. Alakasız bir röportaj, sırf içeriğinde o konuya değinildiği için manşete taşınabilir. Hem alt içerikler hem de özellikle manşetler konuya uygun haberlerle doldurulur. Aynı görüşteki diğer TV kanallarının haberlerinde, gazetelerinde, dergilerinde, internet yayınlarında da işlenmeye devam eder. Sonuçta tekrar tekrar farklı görünümler altında aynı konu işlenir ve kitleler istenen yönde ikna edilmeye çalışılır.
(İstenenin tersine algı oluşturan malzemelere ise zaten o medya kuruluşunun/kuruluşlarının yayınları arasında yayınlanmaz veya arka plana itilir.)
Bir örnek olarak, "kadına şiddet" konusunda medyada yapılan yayınları da hatırlayabiliriz. Yaklaşık bir yıllık zaman içinde medyada çok sıklıkla ve süreklilikle öne çıkarılıp işlenen "kadına şiddet" konulu yoğun haber ve görüntüler, kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair yasanın meclisten geçmesine yakın dönemde daha da yoğunlaşmış ve yasa meclisten geçer geçmez birden medyanın gündeminden düşerek gözden kaybolmuş idi. Kitleler planlanan toplumsal değişimlere tekrar ve telkin yöntemiyle kolayca hazır hale getirilebilir; bu durum iyi yöndeki değişiklikler için de geçerlidir, kötü yöndeki değişiklikler için de geçerlidir.
Burada bilginin sık tekrar edilmesi kadar yüzeysel olması da önemlidir. İnsanlar hayatın koşturmacası içerisinde her konuyu derinlikli inceleme fırsatı bulamazlar. Ama bir taraftan da medyadan gelen veya çevrelerinden gelen yüzeysel bilgilerin bombardımanı altında kalırlar. Bu yüzeysel bilgiler zamanla bilinçaltımızı doldurur ve artık onların yüzeysel olduklarının farkındalığını kaybederiz, onların çok sayıda olmaları bizi yeterli olduklarına ikna etmeye yeter. Edindiğimiz tüm bilgiler yüzeysel (delili olmayan iddialar, varsayımlar, yetersiz araştırmalar, yorumlar vs.) olmasına rağmen artık bu bilgilerin etkisiyle bir fikir sahibi olmuşuzdur. Konu hakkında fikrimiz sorulduğunda hangi tarafı tutacağımız bellidir. Temellendirilmemiş bir şekilde o fikrin kör savunucusu haline gelmişizdir. Zaten yineleme tekniğinin esası, bir duygu veya düşüncenin tekrarlanması yoluyla kişide bir tepki veya tutum oluşturmaya dayanır.
Birden çok kaynaktan işitildiğine inanılan bir önerme daha doğruymuş gibi algılanır. Diğer bir deyişle, bilginin kaynağına dair yanlış ilişkilendirme, bir önermenin doğru olduğu kanısına bizi yaklaştırıyor. (Arkes, Hackett, & Boehm, kes, Boehm, & Xu, 1991; Schwartz, 1982)
Sık tekrarlarla oluşturulmak istenen; hitap ettiği kişilerde istenilen bilgiyi geçici hafızadan kalıcı hafızaya geçirerek bir inanç oluşturmaktır. Oluşturulan bu inanç, tekrarlanan açıklamaları, yeni açıklamalara göre daha inandırıcı (gerçek) bulmakla ilgilidir (Hasher, Goldstein ve Toppino (1977). Bu fenomen, 'gerçeklik etkisi' olarak anılmaktadır. Herhangi bir şeyi daha önceden görmüş olmanın (aşinalık duygusu) doğruluk derecesini artırdığı tartışılmıştır: insanlara aşina gelen savlar öne süren bir önerme, doğruymuş hissi uyandıracaktır. (örn. Bacon, 1979; Hawkins & Hoch, 1992).
Dolayısıyla yüzeysel dahi olsa bir bilgi “haber, reklam vb.” kanallarla sık sık farklı görünümlerde tekrarlanıyorsa, bu durum kalıcı hafızada yer etmesinde ve gerçekliği olmasa bile gerçeklikmiş gibi bir algı oluşturmada önemli bir katkı sağlamaktadır.
Haberlerde yüzeysel bilginin sık tekrar edilmesi:
Bağlamdan kopuk, temel prensiplere dayanmayan, ayrıntılara inemeyen sık sık tekrarlanan yüzeysel haberler, okuyucuların önemli olaylar hakkında tutarlı ve dayanaklı bilgi oluşturmalarına fırsat vermezler. Çarpık bir bilinç oluşmasına neden olurlar:
Potter (1998) şu örnek ile dile getirmiştir. İnsanların yüzde 17'si kendi yaşadıkları çevrede suç olaylarının büyük bir problem olduğunu düşünürken, yüzde 83'ü suç olaylarının toplum genelinde büyük bir problem olduğuna inanıyorlar. Bu fark nereden kaynaklanıyor? Yani insanların kendi çevresinde büyük bir problem olarak görmedikleri bir durum, nasıl oluyor da toplumda büyük bir problem olabiliyor? İnsanların çoğu kendi çevresinde suç olayına sıklıkla tanıklık etmediği için, bunu kendi yaşadığı çevre için büyük bir problem olarak görmüyor; ancak medyadan edindikleri izlenime ve suç haberlerinin çokluğuna dayanarak toplum genelinde durumun kötü olduğuna inanıyorlar. Medyada kapkaç, saldırı, taciz, tecavüz, öldürme gibi suç haberlerinin sıklıkla yer alması, izleyicinin çarpık bir bilinç geliştirmesine sebep oluyor.
Aynı şekilde siyasi/tartışmalı konularda da sürekli aynı algıyı destekleyen yayınlar yapıldığında tek taraflı ve medyanın sunduğu şekliyle çarpık bir bilincin oluşması kaçınılmazdır.
Sürekli tekrarlanan yüzeysel söylemler hem algıları yönlendirmekte hem de zihinleri/düşünceleri istenildiği gibi şekillendirmektedir. Bu süreçte tekrar edilen fikirlerden aksi yönde düşünceye sahip olan bireyler kendilerini yalnız ve dışlanmış hissederek çoğunluğun sesine katılma ihtiyacı duyarlar. Bu da telkine hizmet eden bir insan psikolojisidir.
Çok satan ve ana-akım medyanın haberleri, özellikle de manşetleri/ana haberleri çoğunlukla rastgele ve birbirinden bağımsız değildir. Bazen başka bir haberin öncüsü bazen de başka bir haberin artçısıdır. Sıradan ve yüzeysel görülen haberlerin dahi arka planda bir amacı olabilmektedir. Burada önem arz eden ve bizi ilgilendiren husus, medyanın tekrar tekniğini ustalıkla ve olumsuz işlerde kullanabilmekte olduğunun farkında olmaktır. Fark edebilmek için, sunulan haberler gerçekler olarak okunmamalı, “amacı, arka planı, demek istediği” sorgulanarak ve diğer bazı gündemlerle ilişkisi kurularak okunmalıdır.
Reklamlarda yüzeysel bilginin sık tekrar edilmesi:
“Yüzeysel bilgi” ve “sık tekrar” yöntemi sadece haberlerde kullanılmaz. Bu yöntemin kullanıldığı bir diğer alan da reklamlardır. Bazı ifadelerin, görüntülerin, sloganların tekrar tekrar beynimize kazındığına tanıklık ettiğimiz reklamlar çok fazladır.
“…, çakar çakmaz çakan çakmak”
“…’le bağlan hayata”
“…, sen herşeyi düşünürsün.”
“..., kirlenmek güzeldir”
“ton ton ton … ton”
Reklamcılar, tüketicinin beynine ürüne ait bilgileri kazımak için bu tekniğe başvururlar. Bize tekrar tekrar bu ifadeleri söylerler, biz de dinleriz. Reklamını çok duyduğumuz bir ürünün daha kaliteli olduğuna inanırız, reklamda sık sık vurgulanan özelliklerin delili sunulmasa bile doğruluğuna ikna oluruz. Bir ürünü alırken ücreti, fonksiyonu, sunduğu konfor, vb. farklı özellikleri tercihimizi etkileyebilecekken, sadece reklamda öne çıkarılan yönü ile tercih etmeye başlarız. Sonuçta ürünü satın alırken bilinçaltımız bizi bir şekilde reklamı yapılan firmanın ürününü almak konusunda ikna eder.
Medyadan beklenen yayınlarını hazırlarken, derinlikli araştırmalar yapması, farklı bakış açılarını bir araya getirip özet olarak sunması, doğruları eksiksiz bir şekilde aktarması, delili olmayan bilgileri/iddiaları kesin bilgiler olarak sunmaması, yayınlarını yanlış ve gereksiz bilgilerden arındırması, milli ve manevi değerlerin aksine propagandalar yapmaması, takipçilerinin sağlıklı bir şekilde bilgilenmelerini sağlamak olmalıdır. Ama maalesef günümüzde işleyiş bu şekilde değildir. Dolayısıyla kendisini korumak isteyen medya takipçilerinin donanımlı olması kaçınılmazdır.
Sık tekrar edilen medya yayınlarıyla karşılaştığımızda;
-kritik (eleştirel) düşünmenin gerektirdiği şekilde sorgulamalı, gösterileni değil gözden ırak tutulanı aramalıyız,
-analitik düşünmenin gerektirdiği şekilde yüzeysel bilgilerle yetinmeyerek derinlikli bilgileri araştırmalıyız.
Yönetimler, kurumlar vs. değişse bile, kritik-analitik düşünen bir toplum oluşmadığı sürece medyanın toplumu yönlendirme noktasındaki etkisi devam edecektir.
- “İddia, tekrar ve telkin” bir araya geldiğinde, hangi tür kitleler üzerinde ve nasıl bir etki yapacağına ilişkin geniş bilgi için Gustave Le Bon’un Kitleler Psikolojisi kitabından faydalanabilirsiniz.
Konuyla ilgili birkaç örnek vermek gerekirse “demokrasi, eşitlik, hürriyet, vb.” kelime ve kavramların, günümüze kadarki kullanımını ve böylece zihnimizde nasıl yer ettiği hakkında düşünebiliriz.
Çözüm sürecinin başlatıldığı dönemlerde bir haber sitesinin emlak sayfasında yayınlanmış olan yandaki haberi anlatılanlar doğrultusunda inceleyebilirsiniz: http://emlak.haber7.com/turizm/haber/1044610-bingoldeki-bu-adalar-ruzgarla-dans-ediyor
Bir örnek olması bakımından medyada yayınlanan asker haberlerini inceleyebiliriz. Asker intiharları arttı, askerin lojman saltanatı, darbelerdeki asker rolleri, askerin terör örgütlerine karşı ihmalleri, asker içindeki vatan hainleri, Ergenekon’un asker bağlantıları vb. haberler ele alındığında, medyanın tekrar yöntemini ve bu yöntemi hangi yönde kullandığını görmek mümkün olacaktır. Tekrar yönteminde önemli bir sorun da şudur ki, gerçeklikle paralel olmayan bir şekilde toplumun algıları hızla değiştirilebilmektedir. Örneğin yukardaki şekilde askerlerle ilgili olumsuz haberlerin yapıldığı dönemden itibaren 1 yıl boyunca askerler/askeriye hakkında olumlu haberler yapılsa, mesela, askerin eğitim seviyesinde önemli artış, asker sayımız azaldı ama etkinliğimiz 10 kat arttı, askerimiz uluslararası alanda sözü dinlenen bir kurum oldu, toplantılar onsuz yapılmıyor, sivilleşen asker başarıdan başarıya koşuyor, ordu demokratikleşti, vb.” başlıklar atılsa, toplumdaki algı da büyük ihtimalle bu yönde çabucak değişecektir. Oysaki bu tür gerçeklikler, yani kurumların zihniyet değişimi çok uzun yıllar ister. Fakat algılar geçicidir ve medya yayınları kullanılarak çok kısa sürede zihinler tepetaklak hale getirilebilir.
Faydalanılan Kaynaklar:
1. Eleştirel Medya okuryazarlığı, Abdurrahman Şahin
3. Algılama Yönetimi, Ali Saydam
Makaleler KAD Platformu (kritik-analitik.com) sitesinden alınmıştır.